Nusaybin Kültür İnanç Parkı

Nusaybin, Mor Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Cami Kültür ve İnanç Parkı

 

            Assur kaynaklarında Naşîbina, Grek kaynaklarında ise Nisibis olarak geçen Nusaybin[1], kuzey Mezopotamya'nın en eski kentlerinden biridir. Bulunduğu konumdan dolayı güney Mezopotam'ya ve Anadolu arasında önemli bir ticari istasyon olmuştur. Bundan dolayı çok farklı kültürleri bir arada buluşturan önemli bir merkezi kente dönüşmüştür. Bu kentin oluşumunda hiç şüphesiz Aramiler önemli bir rol oynamıştır ve bu rolün etkileri hala varlığını korumaktadır.

 

            Mezopotamya kökenli güneyli halkları ve kuzeyli Hurri haklarını  buluşturan bu şehir,  farklı tanrılara inanan paganist (çok tanrılı) toplumları kaynaştırıp bin tanrılı dini sentezler yaratmıştır. Bu büyük dinsel kültürün üstüne doğudan gelen Mitraizm'in (Zerdüştlük) güçlü etkileriyle birlikte monoteist (tek tanrılı) dinlere geçiş süreçlerine tanıklık eder. Özellikle Süryani toplumunun Nusaybin'deki faaliyetleri Hristiyanlık'ın gelişimine önemli katkılar sunmuştur. İslamiyet'in bölgede yayılmasıyla birlikte her iki dinin bir aradaki yaşamı günümüze kadar devam etmiştir. İşte buna en güzel örnek Nusaybin'de bulunan Mor Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Camisi'nin birlikteliğidir.

 

            Bu birliktelikten yola çıkan yerel kurumlar Nusaybin Belediyesi öncülüğünde bu iki alanın restore edilmesini talep ederler. Çeşitli girişimlerinin ardından Mardin Müzesi başkanlığında ortak çalışmalar başlar. 2000 yılında kilise etrafında başlayan temizlik ve kazı çalışmalarıyla ortaya çıkan kilise yapısı ve etrafındaki kalıntılarla alanın önemli artmaya başlar. 2010 yılına gelindiğinde Zeynel Abdin Camisi'ne doğru genişlemiş büyük bir arkeolojik alana dönüşür. Böylece iki farklı dinden olan fakat ortak bir tarihi süreci paylaşan bu iki kutsal yapının birlikte koruması ve bir arada dayanışma içinde varlığına devam etmesini sağlayacak bir kültür ve inanç parkı projesiyle turizme açılması hedeflenir.

 

            Mor Yakup Kilisesi ile Zeynel Abidin Camisi'nin biri biriyle ilişkisi sadece yakın olmalarından ibaret değildir. Sürekli olarak biri birleriyle anılan bu iki yapı  iç içe geçmiş bir tarihe sahiptir. Kaynaklarda Zeynel Abidin Camisi'nin yapımı için gerekli olan bütçenin Tanrı yolunda harcanacağı düşüncesiyle iki Hıristiyan Rahip tarafından bağışlandığı geçmektedir. Osmanlı dönemi kayıtlarında ise Mor Yakup Kilisesi ile Zeynel Abidin Camisi’nin ortak vakıf mülklerine sahip olduğu geçmektedir. Bununla beraber Zeynel Abidin Cami minaresi Süryani bir usta tarafından yapılmış ve kilise çan kulelerinde bulunan dekoratif ve mimari ögelerin aynısı bu minarede kullanılmıştır. 1952 yılında yapılan bu minare kültürler arası ilişkinin yakın zamana kadar geldiğinin de göstergesidir. Halk arasındaki bir anektoda göre ise; Zeynel Abidin'in  “beni ziyarete gelenler önce Mor Yakup'un mezarına uğrasın ve onun ruhu için dua etsin, çünkü o gerçek bir inanandır” dediği rivayet edilir.

 

            Bir çok araştırmacının katıldığı kazı çalışmaları ve araştırmalar sonucunda, Mor Yakup Kilisesi olarak bilinen yapının üstünde bulunan Grekçe (eski yunanca) yazıt sayesinde aslında bir vaftizhane olduğu ve 359 yılında inşa edildiği anlaşılır. Bu yapının yazıtıyla birlikte günümüze ulaşmış ilk vaftizhane olması önemlidir. Yapının mimari elemanlarındaki süslemeler ve yüksek kabartmalı yontuları doruk noktasına ulaşmış bir taş işçiliğinin eşsiz bir örneğidir. Yapılan kazıların en önemli buluntusu ise antik kaynaklarda geçen ve 4. yüzyıl başında inşa edildiği bildiğimiz Nusaybin Katedrali'nin kalıntılardır. Ortaya çıkan kalıntılar bu büyük kilesinin sadece çeyreğidir.  Diğer bölümleri Zeynel Abidin Camisi'nin avlusuna ve mahalledeki evlerin altına doğru uzanmaktadır. Geniş taş temelleri, büyük bir apsisi (kiliselerdeki sunu yapılan sahne kısmı) ve kendine özgü sütunlarıyla ünik bir örnektir. Bu kilisenin 8. yüzyılda bilmediğim bir nedenden dolayı yıkılmasından sonra muhtemelen hemen yanındaki vaftizhane yapısı kilise dönüştürülmüştür ve kilise adını,  kilise altındaki bölümde bulanan lahit mezarda gömülü olduğuna inanılan Mor Yakup'tan almıştır.

 

            Mor Yakup, zamanında Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun Sasasi Devleti (Pers) ile sınır kenti olan Nusaybin'de doğmuştur. Antik kaynaklara göre M.S. 309 yılında  Nusaybin'in bölgesi episkoposluğuna (başrahip) terfi olmuştur ve 313 yılında bölgenin en büyük kilisesini (Nusaybin Katedrali'ni) inşa ettirmeye başlamıştır. 325 yılına gelindiğinde Episkopos Mor Yakup adını Hiristiyanlık dünyasının ilk ve en büyük kongresi olarak kabul edilen, Nicea (İznik) Konsülü'nde görmekteyiz. Muhtemelen bu kongrede açmak istediği büyük bir okul için destek görmüştür ve 326 yılında en eski akademilerden bir olarak kabul edilen Nusaybin Okulu'nu hizmete açtığını okuyoruz.

 

Süryani kaynaklarındaki metinlerden öğrenildiği üzere Nusaybin Okulu’nda bine yakın  öğrenci yatılı olarak eğitim almaktaydı. Okulun resmi dili Süryanice'ydi. Süryanice dilinin yanında Grekçe de okutulmaktaydı. Bu okulda felsefe, mantık, edebiyat, geometri, astronomi, tıp ve hukuk eğitimi veriliyordu. Bugün sınırdaki mayını arazide gözle görünen ayakta kalan bir kaç sutun kalıntısının bu okulu  ait olduğu söylenir.

           

            Zeynel Abidin Cami ise Mor Yakub Kilisesi'nin yaklaşık 50 metre batısında yer almaktadır. Yapım kitabesi olmadığından hangi tarihte inşa edildiği kesin olarak bilinmemektedir. Caminin planından erken cami mimarisi örneklerinden olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Muhammed'in 13 torunundan biri olan Zeynel Abidin ve onun kız kardeşi Zeynep'in türbelerinin bulunduğu, ilçenin en önemli camisi olduğu gibi her iki türbeden kaynaklı İslam dininin önemli mabetlerinden biri olarak kabul edilir.

 

            Kazılar sonucu ortaya çıkan bir diğer önemli alan ise kilise yapısının arkasında bulunan ve geniş bir alanı kaplayan kompleks yapılar bütünüdür. Bu alanın tamamı çok iyi korunmuş evlerden ve yaşam alanlarından oluşur. İçini rahatla gezebileceğiniz bu alanda bazı evlerin tonozlu çatıları dahil dört metre yüksekliğiyle hala ilk günkü gibi ayaktadır. İyi korunmuş bir duvar sıvası üzerine Arapça yazılmış “ Musul'u Abdullah” yazısı, odalar içinde bulunan Rakka ve İznik sırrı seramikleri ve İslami dönem sikkeleriyle (madeni para) bu alanın Ortaçağ'da Müslüman toplumlar tarafından da kullanıldığının açık kanıtlarıdır.

 

            Kazı ve araştırmalar sonucunda alanın sürekli olarak yerleşilmesinden dolayı, düzenli bir tabakalaşma söz konusu değildir. Mimari yapılar yıkıldıktan sonra taşlar yeni yerleşen gruplar tarafında kullanılmış ve yeni eklenti yapılar yapılmıştır. Kilise yapısında da görüldüğü gibi bazen tek bir yapı kendi içinde bir çok farklı dönemin izlerini taşır. Duvarlarda dört ayrı yenilemenin izlerini netlikle görülmektedir. Ayrı dönemde kullanılan taşların boyutları, renkleri ve taş işçiliklerinin farklarını detaylarda görebilirsiniz. Yapının mimari planı inceleyen bazı araştırmacılar bu yapının bir roma dönemi tapınağının üstüne yapılmış olabileceğini de ifade etmiştir. Bir çok ayrı topluluğun, etnik grubun ve inancın izlerinin harmanlaştığı bu yapılar Mardin Müzesi'nin ciddi çabaları soncunda 2014 yılında UNESCO dünya kültür mirasına aday olarak kabul edildi. İleride yapılacak restorasyon  ve konservasyon çalışmalarıyla bu alanın dünya kültür mirası kalıcı listesine dahil edilmesini ve Mor  Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Camisi Kültür ve İnanç Parkı'na dönüştürülmesini sağlamak oldukça anlamlı ve değerli bir çalışma olacaktır.



[1]     Aramice ve Ibranice toplanma yeri veya bir araya gelme anlamındaki şwb kökünden türeyen Nşîbîn'e Ermeniler Mtspin, Kürdler ise Nisêbîn demektedir.