anasayfa  haberler   e-posta  üye girişi  iletişim  açılış sayfası yap   sık kullanılanlara ekle
 
menu
                 
 
Mardin Tarihi

 

Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki bölgede, tarih boyunca pek çok medeniyet yerleşmiştir. Mezopotamya, Paleolitik ve Neolitik dönemden itibaren iskan görmüştür. Mardin ili ve civarında yapılan araştırmalarda, Mezopotamya kültürlerinden Halaf ve Ubeid Dönemlerine (İ.Ö.5500-3500) ait yerleşmeler tespit edilmiştir. Daha sonraki dönem olan ve kent devletlerinin kurulduğu; yazının, takvimin ve çarkın ortaya çıktığı Uruk Dönemi (İ.Ö. 3500-3000) Mardin İlinde yapılan Girnavaz Kazısında ve çevre yerleşmelerde açığa çıkarılmıştır. Mardin ili Dargeçit ilçesinde yapılan yüzey araştırmasında ise tespit edilen Boncuklu Tarla, önemli bir Neolitik dönem yerleşmesidir. Yazılı kaynakların ortaya çıkması ile Mardin Bölgesi hakkında bilgiler artmıştır. Akad Kralı Naramsin’e ait, Diyarbakır Pir Hüseyin’de bulunan yazıta göre; kral yaptığı seferde, Mardin üzerinden olan ve daha sonra Romalılar tarafından da kullanılan antik yolu kullanmış olmalıdır. Yukarı Habur Bölgesi’nde yer alan Tell Brak, Tell Leilan ve Mardin sınırının hemen güneyinde Mardin’den de görülen Tell Mozan yerleşmelerinde bulunan yazılı kaynaklar, bu dönemde Mardin Bölgesi hakkında bilgi vermektedir. Bu dönem için Mardin bölgesi Subartu Ülkesi olarak gösterilmekte ve Hurrili halklar yaşamaktadır.

Eski Assur-Eski Babil dönemi boyunca Kuzey Mezopotamya’daki Mari Sarayı’nda bulunmuş olan tabletlerde de Mardin bölgesi anlatılmıştır. Mardin’in yaklaşık 50 km. güneyindeki Tell Leilan’da açığa çıkan metinlere göre Şamsi Adad’ın oğulları, Işme-Dagan ve Yasmah-Addu, Ması/Masius-Tur Abdin kuzeyindeki bölgelerde hareket etmişlerdir. Bu döneme ait buluntular Mardin Girnavaz kazısından buluntularla desteklenmektedir.

İ.Ö. 1600’lerde kurulan Mitanni Devleti’ne ait buluntular da Mardin çevresi yerleşmelerde ortaya çıkmıştır. Mitanni Devletinin başkenti olan Waşukkani’nin yeri henüz tespit edilememiştir ancak bölgemizin içinde veya çevresinde olduğu düşünülmektedir. Bu dönemde (İ.Ö. 1370) Hititlere ait Boğazköy metinlerinde de bugün Tur Abdin olarak bilinen dağlar Kaşyari Dağı olarak ilk kez karşımıza çıkmakta ve bölgenin tarihi coğrafyasını göstermesi açısından önem taşımaktadır. Daha sonraki Mezopotamya kaynakları da Kaşyari Dağı hakkında bizleri aydınlatmaktadır ve (İ.Ö. 669-629) Assurbanipal devrine kadar Kaşyari adının geçtiği belgeler bulunmaktadır.

Daha sonra ki Assur dönemi metinlerinde de bölge tarihi hakkında bilgiler vardır. Bunlardan en önemlisi II. Assurnasirpal’in (İ.Ö.884-858) bölgeye yaptığı seferde, Matiate’yi (bugünkü Midyat) aldığından bahsettiği metindir. Bu dönemde bölgeye yapılan seferlerde izlenen yolların bir kısmı Mardin bölgesinden geçmektedir. Bu yollardan bir tanesi Assur’dan çıkıp Midyat, Savur üzerinden Diyarbakır’a giden yol, diğeri de Assur’dan Nusaybin’e gelen, buradan ikiye ayrılan yoldur. Bu yoldan biri Çağçağ Nehri boyunca Midyat’a devam etmekte, diğeri de Nusaybin’den Mardin vadisine devam edip Savur’a gitmektedir. Assur’dan gelip Nusaybin’den geçen ve Mezopotamya ovasında devam eden ve bugün İpek Yolu olarak bilinen yol da o dönemde kullanılmış olmalıdır. Bu dönemi anlatan tabletler Nusaybin ilçesinde Girnevaz kazısında bulunmuş ve müzemizde sergilenmektedir.

Mardin bölgesi Assur’dan sonra Pers, Hellenistik, Roma, Bizans, Araplar, Artuklu, Selçuklu, Osmanlı Dönemi'ne ilişkin birçok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir. Mardin'de Bizanslar 640 yılında Hz.Ömer'in kumandanlarından İlyas Bin Ganem'in işgaline kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. Mardin ve çevresi, 692'de Emeviler'in, 824'te Halife Memnun zamanında Abbasiler'in hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde İslamiyet hızla yayılmıştır. 885-978 yılları arasında buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi kesin olarak zapt edişleri 895 yılına rastlar.


Doğal olan kalenin bazı yerlerine surlar yaptırarak bazı yerlerini de onararak günümüze kadar dimdik kalmasını sağlamışlardır. 990 yılında ancak Musul'da tutunabilen Hamdaniler'in topraklarını birer birer ele geçiren Mervaniler, Mardin'i de zapt ederler. Mardin ve çevresinde çarşılar, camiler yaparak onarımlarla İpek yolu üzerinde bulunan bu önemli şehri ticari açıdan canlandırırlar. Mervaniler Devleti, Nusaybin'de 1089'da Selçuklular'a yenilerek onların hakimiyeti altına girer. Artuklular'dan İl Gazi Bey Mardin'i 1105'te ele geçirerek devletin başkenti yapar. Bu devletin 304 yıllık egemenliği sürecinde çok sayıda tarihi cami, medrese, hamam ve kervansaray yapılmış, birçok cami, medrese ve manastır onarılmıştır. Timur, Artuklular döneminde 1393'te Mardin Kalesini kuşatıp işgal etmeye çalışsa da başarılı olamaz.16.yüzyılın başında Akkoyunlular'ı egemenliğine alan Şah İsmail güçlü bir Şii devleti kurmayı başarır. Bu dönemde Anadolu'ya girip Şiiliği kabul etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin hakimi, şehri zulme ve yağmalamaya karşı, halkı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah İsmail'e teslim eder. Mardin kesin olarak Osmanlıların eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim zamanındadır. (1517) 1923 yılında Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte Mardin il statüsüne kavuşmuştur.

‘MARDİN ADI’

“Mardin” isminin ortaya çıkışıyla ilgili çok şey anlatır. Bunların pek çoğu bilimsel tespitlere dayanmasa da halk ağzında ve birçok metinde farklı hikayelerle karşımıza çıkar. Bunlardan bazıları şu şekildedir;

“…İslam’ın ilk dönemlerinden günümüze kadar pek çok tarih ve coğrafya kaynaklarında ve sözlüklerde Maridin olarak tespit edilmiş – “Maridin” kelimesi “Marid” kelimesinin çoğuludur diye kitaplara geçmiş. Marid ise, edip karşı gelen, çetin manalarına gelir; aynı zamanda Süryani dilinde de “Kale” manasında kullanılmaktadır. Yakut’un iddiasına göre Mardin adını almasının hikayesi şöyle: Bu kaleyi inşa eden zat, çok uğraşmasına rağmen ele geçirmek istediği iki kaleyi ele geçiremeyince şair Zübba: “Marid çetin çıktı, Ablak da izzetli…” demişti. Bu söz, kralın çok hoşuna gitmiş ve çetinlik, yücelik ve güç ifade eden bu Marid kelimesini, inşa ettiği bütün kale ve korunaklara vererek “bir tane değil, benim birçok çetin ve alınamaz kalelerim var” manasında buraya Maridin demişti. İşte bu nedenle o tarihte eski şehri oluşturan ve çevresinde bulunan iç içe kale ve korunakların hepsine ayrıca bu isim de kullanılıyordu. Nitekim o zaman Aramice deniyordu, yani kaleler… Araplar da bu isme işaret olarak o kelimeyi Maridun ve Maridin şeklinde kullandılar. Aramice Arapça’da kullanılan bu iki kelime, çok eski zamanlara dayanan ve İslam’dan çok önce de birbirine yakın lehçelerde kullanılmış. Mesela Augost Dergisinde “Miridé”, Ortlios elyazmasında “Maride” ve Ptolomée’de “Mardé” şeklinde kullanılmıştır. (Mardin Tarihi, Dr. Hasan Kamil Şümeysani, sy. 19-20)

“A. Dupre ve J. Von Hammer, Mardin’e MARDE denildiğini, bu Marde adını eski Yunan coğrafyacılarının da kullandıklarını belirterek, bu kelimenin orijinin “SAVAŞÇI BİR KAVİM OLAN MARDE”lerle ilgili olduğunu, Hammer’e göse ise, MARDE’lerin İran hükümdarlarından Arşedir (226-241) tarafından buraya yerleştirildiklerini anlatır.

Din, adındaki bir İranlı zahidin, Mardin’in bulunduğu dağın tepesine yerleştiği orada ibadetle vakit geçirdiği, zamanla şöhretinin Horasan’a ve Doğu’nun diğer ülkelerine yayıldığını, bir gün, Heraklius tarafından gönderilen bir kumandanın, buraya gelerek zahidle, önce dostluk kurup, sonra da, onu öldürdüğünü, buraya bir kale inşa ettirdiğini, daha sonra kızının da bunun karşısına bir kale yaptırdığını “DİN” öldü manasına gelen Arapça “METE-DİN”den de, Mardin kelimesin türetildiğini ve bunun bir halk rivayeti olduğunu belirtir.

Onun, Mardin’in kuruluşuna dair naklettiği uzun rivayetin enteresan bir tarafı da, Mardin ve Kal’ıt Mara kalelerinin birlikte kurulduğu keyfiyetidir.

Süryani kaynaklarına dayanarak vücuda getirilen diğer bir makalede, İran’lı Şehzade yerine İ. S. 309’da Mardin’e Şah Buhari adındaki bir İranlı Kumandan gelir. Oniki sene kadar oturur, bu mahallin imari ile uğraşır. Onun bu çalışması uzun yıllar devam eder, sonra halk bir veba salgını neticesinde tamamen ölür. Süryani kaynaklarından faydalanıldığı belirtilen makalede, İranlı Zahid ve Romalı Kumandan hikayesi bu olaydan yüzyıl sonra cereyan etmiş gibi gösterilmiştir.

Romalı kumandan burada bir büyük kale yaptırmıştır, denilmektedir. Her iki rivayet incelendiğinde, bunlardan Mardin’in Romalılardan önce, İranlılar tarafından iskan edilmiş olduğu ifadesi ortaya çıkar. Şah Buhari denilen zat, Meşhur Sasani Hükümdarı 2. Şapur (309-379) olmalıdır. Şapur kelimesi orta Farsça’da ŞAHPUR’dan gelmekte olup “Şehzade” anlamını taşır. Romalılara karşı giriştiği uzun savaşlar esnasında 2. ŞAPUR, Nusaybin’ ve İmparator 2. Costantinus (337-34) tarafından tahkim ettirilen Amid (Diyarbakır)’i zaptetmiş, bütün yukarı Mezopotamya’nın doğu, yarısını eline geçirmiştir. Bu arada Mardin’i de ele geçirmesi tabiidir.

Diğer taraftan VI. Yy. ortalarında Mardin’in Romalı bir kumandan tarafından tahkim ettirilip burada bir de kale yaptırması, Justinianus (527-565) zamanında bu havalide girişilen faaliyetlerle ilgili olsa gerektir.

Yine Süryaniler, Mardin’in halk arasındaki telaffuzunun Merdin olduğunu, bunun da Süryani dilinde KALE anlamına gelen MARDO’nun çoğulu olduğunu bildirerek bu havalide bulunan dört meşhur kaleyi sayarlar. Bunlardan ilk ikisi “MARDİN” ve “KAL’IT-MARA” kaleleri, diğer ikisi de Mardin’in bir saat kadar güneydoğusundaki DEYR-İLZA’FARAN manastırının gerisindeki sırtlarda bulunan iki kaledir. Kanaatimizce bu, MARDİN kelimesi ile ilgili izah tarzlarının en mantıklısı olmalıdır.”

Yazan: Latif ÖZTÜRKATALAY (Mardin ve Mardinliler )

 

 

Mardin Valiliği
Emniyet Müdürlüğü
Mardin MEB

Artuklu Üniversitesi

T.C.Kimlik Numarası

Askerlik Yoklaması

Vergi Kimlik No.

SSK İşlemleri

BAĞKUR İşlemleri

Şehirler Arası Mesafe

Telefon Kodları
Pasaport Başvuru
Telefon Faturası

Vergi Borçları

Emekli Sandığı

Milli Kütüphane

Mardin Barosu

Resmi Gazete

Araç Sorgula

Uçak Kalkış-İniş
 

Copyright © 2010 MARDİN MÜZESİ . Telif Hakları MARDİN MÜZESİ' ne Aittir

TASARIM : FOV AJANS